Fotoğraf Teknikleri

Fotoğraf Çekme Teknikleri

Usta Fotoğrafçılar

Fotoğraf Ustası: Henri Cartier-Bresson

4.67/5 (3)

Fotoğrafçılıkla ilgilenen hemen herkesin duyduğu, bildiği en önemli fotoğrafçılardan birisidir Henri Cartier-Bresson. Bugün ölüm yıldönümü. 2004 yılında 95 yaşında iken yaklaşık bir asırlık hayatı son buldu.

1908 Paris doğumlu büyük ustanın varlıklı bir ailesi vardı. Çocukluk yıllarından itibaren fotoğrafa ilgi duyar. Atget’in fotoğraflarıyla tanışması, ona 3×4 inçlik cilalı cevizden üç ayaklı bir fotoğraf makinesi aldırır.

Henri-Cartier Bresson Sözleri

Fotoğrafın subjesiyle fazla ilgilenmiyorum. Fotoğrafı bir kere çektikten sonre gerisiyle fazla ilgilenmem. Avcılar aşçı değildir ki.

Fotoğrafı makine değil, insan çeker.

Fotoğraf çekmek; insanın aklını, gözünü ve yüreğini aynı hizaya getirmesidir.

Saniyenin bir diliminde bir olayı ve nesneleri organize olmuş formlar halinde görmek o olaya gerçek anlamını yüklemektedir.

Fotoğrafın subjesiyle fazla ilgilenmiyorum, fotoğrafı bir kere çektikten sonra gerisiyle fazla ilgilenmem, avcılar aşçı değildir ki.

Resim sanatına karşı ilgisi vardır ve yaşamının ilk yıllarında bu konuda eğitim alır. Kübizme ilgi duyar. 1928-29 yıllarında Cambridge’de İngilizce, sanat ve edebiyat eğitimi alır. 22 yaşında ise genç bir adam olarak Joseph Conrad’ın “Karanlığın yüreği” adlı romanını okuduktan sonra o zamanlar Fransız sömürgesi olan Fildişi Sahili’ne gider. Burada avcılıkla ilgili pek çok teknik öğrenip ileride bunları fotoğrafçılığında da kullanır. Tifoya yakalanıp, Fransa’ya geri döner. Afrika’da bir yıl boyunca çektiği filmleri banyo ettirdiğinde makinasına nem girdiğni, bütün fotoğraflarının yüzeylerinde kocaman küf lekeleri olduğunu görür. Sürrealistlerle ilgilenmeye başlar ve fotoğraf yaşamında daha da çok yer kaplar artık. Gözümün uzantısı olarak niteleyeceği İlk Leica’sını 50mm lensle birlikte bu sıralarda alır.

Afrika’da kara hummaya yakalanmıştım ve şimdi dinlenip kendimi toparlamam gerekiyordu. Marsilya’ya geldim. Az bir parayla yaşamımı sürdürmeye ve keyifle çalışmaya başladım. Leica’yı yeni keşfetmiştim. O benim gözümün bir uzantısı oldu ve bir daha ondan hiç ayrılmadım. Gün boyu sokakları arşınlıyor, kendimi gergin, her an bir şeyler yakalamaya hazır hissediyordum. Yaşamı ’tuzağa düşürmeye’, yaşamı, yaşama eylemi içinde saklamaya kararlıydım. Her şeyden çok, gözlerimin önünde geçip giden bir durumun tüm özünü, tek bir fotoğrafın sınırları içinde yakalamayı arzuluyordum.

Fotoğrafları ilk defa 1932 yılında New York’ta Julian Levy Galerisinde sergilenir. 1934 yılında ise David “Chim” Seymour ile tanışırlar. Chim onu Endre Friedmann’la tanıştırır, bildiğimiz adıyla Robert Capa ile. 2.Dünya Savaşı sırasında Almanlara esir düşer. Başarısız olan iki kaçma teşebbüsünden sonra üçüncüsünde kaçmayı başarır. Bunun öncesinde evlenmesi, Amerika seyahati, iki yıl boyunca komünistlerin gazetesinde fotoğrafçı olarak çalışması vardır. 1947 yılında gelindiğiyse Chim, Capa, William Vandivert ve George Rodger ile birlikte Magnum ajansını kurarlar.

Decisive-moment

1952 yılında ise kapağını Matisse’in çizdiği meşhur “Decisive Moment / Karar Anı” adlı kitabını yayınlar. Cardinal de Retz’in “Şu dünyada karar anı olmayan hiçbir şey yoktur.” sözünden esinlenmiş ve fotoğrafçılığında bunu tarz olarak benimsemiştir. Ustanın dediği gibi: “Oop! The Moment! Once you miss it, it is gone forever.”

Hayatı boyunca Avrupa, Çin, Meksika, Kanada, ABD, Hindistan, Japonya ve Sovyetler Birliği gibi çok değişiklik ülkelerde ve yerlerde fotoğraflar çeker.

1967 yılında 30 yıllık karısından boşanır. 1970 yılında kendisinden 30 yaş genç Magnum fotoğrafçısı Martine Franck ile evlenir. İki yıl sonra kızları Melanie doğar.

Kendisini sokak fotoğrafçısı olarak tanımlamıştır ve hayatı boyunca siyah beyaz fotoğraf çekmiştir. Çok az renkli fotoğrafı vardır ama profesyonel anlamda hiç kullanmamıştır renkli fotoğrafı.

PAR44917

Tüm bunlar biyografik bilgilerdi. Böyle bir fotoğrafçının hayat hikâyesini bilmek fotoğrafçılıkla ilgilenen herkes için gerekli diye düşünüyorum. Ama daha önemlisi onun fotoğraflarına bakmak, anlamak, anlamaya çalışmak. Cartier-Bresson için küçümseyerek an fotoğrafçısı ya da şipşak fotoğrafçısı gibi ifadeler kullananları gördüm. Bunun söylenmesi bile komik. HCB’nun karar anı, geçmişten ve gelecekten kopmuş bir an değil. Yaşadıklarımız ve yaşama dair hayal ettiklerimiz, ne çekeceğimizi ve karar anımızı etkiliyor, biçimlendiriyor. Leica’sının krom aksamını siyah bantla kapatması, ünlü bir fotoğrafçı olarak çok az fotoğrafının olması ve geri planda kalması, yazdıkları, fotoğrafları, büyük çoğunlukla 50mm kullanması ve bu lensi gözümün uzantısı diye ifade etmesi, fotoğrafın teknik proseslerinden ziyade yaşamın içinden anı yakalamakla ilgilenmesi… Tüm bunlar ve yazmayı unuttuğum, atladığım daha pek çok şey bizlere çok şey öğretiyor bence.

Ölümünden iki yıl sonra Pera Müzesi’nde Henri Cartier-Bresson sergisi açılmıştı. Sergi kataloğunda Samih Rıfat’ın onunla ilgili güzel bir yazısı var. Tadımlık güzel bir alıntıyı sizinle de paylaşayım: “Öykü göz yaşartıcı güzellikte: 1980′lerin ortalarında bir gün, ünlü Arjantinli yazar Jorge Luis Borges, Henri Cartier-Bresson’u telefonla aramış. Sicilyalı zengin bir kadının desteklediği Novecento Ödülü’nün o yıl ilk kez ona verildiğini, ödülün kuralları uyarınca kendinden sonra alacak kişiyi de belirlemesi gerektiğini ve bunun için Cartier-Bresson’u seçtiğini söylemiş. Ödüllerden oldum olası hoşlanmayan Cartier-Bresson: ‘Neden ben?’ diye sormuş Borges’e. Yazar da: ‘Ben körüm,’ diye yanıtlamış onu; ‘ve bakışınız için size duyduğum minneti böyle dile getirmek istiyorum.’”

Yaptığım araştırmalardan, bulduklarımdan, okuduklarımdan, düşündüklerimden sadece bir kısmını paylaştım bu yazıda. Hepsini paylaşamazdım, okumazdınız! 🙂 Merak edenler daha fazlasını internette bulabilirler. Yalnız fotoğraflarını görmek için yapacağınız google aramasında dikkatli olun. Sadece HCB için değil pek çok fotoğrafçı için de aynı şey geçerli. Ona ait olmayan fotoğraflar da onunmuş gibi gelecek karşınıza. Ben Marc Riboud’nun bir fotoğrafını gördüm mesela. Ekleyen kişi HCB’nun olduğunu yazmış.

Aylar önce Merih hoca (Akoğul) Yapı Kredi’deki fotoğraf okumalarında anlatmıştı Cartier-Bresson’u. Saint Lazarre garı fotoğrafının da okumasını yapmıştı. O etkinlik çok keyifliydi, Merih hocanın anlatımıyla özellikle. Aylar sonra tekrar araştırınca bilmediğim pek çok ayrıntıyı, görmediğim pek çok fotoğrafı görüp yine keyiflendim. Size de aynısını tavsiye ederim. İki küçük tavsiyede daha bulunayım ayrıca. Büyük ihtimalle Eylül’den itibaren Merih Akoğul, Yapı Kredi’de kadın fotoğrafçılarla ilgili bir seriye başlayacak, fotoğraflarını okuyacak, kadın fotoğrafçıları anlatacak. Kaçırmayın derim! Ayrıca onun hep tavsiye ettiği gibi, fotoğraf albümü alın derim! Henri Cartier-Bresson’un bir albümü mesela.

Biraz da fotoğraflarından ve sözlerinden seçtiklerimi paylaşayım. Fotoğrafları seçerken çok zorlandım. Onlarca fotoğraftan bunlar kaldı geriye, biliyorum çok eksik. Ama neden bu fotoğraf yok dediklerinizi de buraya koymuş olsaydım bu yazı çok uzardı ve Magnum’la başım derde girebilirdi 🙂

Fotoğraf çekmek, insanın aklını, gözünü ve yüreğini aynı hizaya getirmesidir. Bu bir yaşam tarzıdır.

1933 SPAIN. 1933. SPAIN. Valencia. 1933. Image envoyé à Enrico Mochi (Transaction : 632814547714375000) © Henri Cartier-Bresson / Magnum Photos

1933 SPAIN. 1933.
SPAIN. Valencia. 1933.
Image envoyé à Enrico Mochi (Transaction : 632814547714375000)
© Henri Cartier-Bresson / Magnum Photos

Bu meslek, fotoğrafçının fotoğrafını çektiği kişilerle kurduğu ilişkiye öylesine bağlıdır ki, yanlış kurulmuş bir ilişki, yanlış bir sözcük ya da tavır, her şeyi mahvedebilir. Fotoğrafı çekilecek kişi tedirgin olduğunda, kişiliği fotoğraf makinesinin ulaşamayacağı yerlere çekilir.

SPAIN. Andalucia. Seville. 1933.

SPAIN. Andalucia. Seville. 1933.

Fotoğrafçılıkta en küçük şey, büyük bir konu olabilir. İnsana ilişkin küçük bir ayrıntı, bir leitmotiv’e dönüşebilir. Biz çevremizdeki dünyayı görürüz ve gösteririz, ama biçimlerin organik ritmini her zaman bir olay tetikler.

ROMANIA. 1975.

ROMANIA. 1975.

Fotoğrafta, konunun hareketlerinin yarattığı anlık çizgilerden doğan, yeni bir tür ‘plastik’ anlatım vardır. Harketle uyum içinde, sanki yaşamın kendisinin ne yöne gideceğini önsezilerimizle kestirerek çalışırız. Ancak hareketin içinde öyle bir nokta vardır ki, orada hareket halindeki öğeler bir dengeye ulaşırlar. Fotoğrafçı bu anı yakalamalı ve bu anın dengesini dondurup saklamalıdır.

SOVIET UNION. Russia. Moscow. Canteen for workers building the Hotel Metropole. 1954.

SOVIET UNION. Russia. Moscow. Canteen for workers building the Hotel Metropole. 1954.

Bazı insanların fotoğraf tekniği anlayışları, beni her zaman eğlendirmiştir; bu anlayış kendini, doymak bilmez bir keskinlik arzusunda açığa vurur. Bu bir takıntının tutkusu mudur? Yoksa bu insanlar, bu ‘göz aldatma’ tekniğiyle gerçeği daha yakından yakalamayı mı umarlar? Her iki durumda da gerçek sorundan, tüm fotoğraf öykülerine ‘sanatkarca’ sayılan bilinçli bir bulanıklık vermeyi adet edinmiş o eski kuşak fotoğrafçıları kadar uzaktırlar.

FRANCE. Alpes-Maritimes. Vence. French painter Henri MATISSE at his home, villa "Le Reve". Between 1943-44.

FRANCE. Alpes-Maritimes. Vence. French painter Henri MATISSE at his home, villa “Le Reve”. Between 1943-44.

Kimi zaman belirli bir durumun ya da sahnenin, olabilecek en güçlü fotoğrafını zaten çektiğiniz duygusunu taşırsınız; ama yine de durmadan çekmeye devam edersiniz, çünkü durumun ya da sahnenin ne yönde gelişeceğini önceden kestiremezsiniz. Durumu yaratan öğelerin çekirdekten yeniden fışkırması olasılığına karşı, o sahneyi izlemeye devam etmeniz gerekir. Ama bu arada, deklanşöre makineli tüfekle ateş eder gibi basmaktan kaçınmalı ve gereksiz kayıtlarla yükünüzü ağırlaştırmamalısınız.

Martine's Legs.

Martine’s Legs.

Objelerimizin seçiminde ne kadar tutumlu olursak, en yalın ifade biçimlerine ulaşabiliriz. Fotoğrafı kendimize ve çektiğimiz nesneye en büyük saygıyı hissederek çekmeliyiz.

SPAIN. Alicante. 1933.

SPAIN. Alicante. 1933.

Fotoğrafçı, başını milimetrenin bilmem kaçta biri kadar oynatarak çizgisel bir rastlantıyı yakalayabilir.

FRANCE. Sunday on the banks of the River Seine. 1938.

FRANCE. Sunday on the banks of the River Seine. 1938.

Eğer bir fotoğrafçı, bir insanın dünyası üstüne gerçekten eğilme ve düşünme şansını elde etmek istiyorsa –ki bu dünya o insanın içinden çok dışındadır- portrenin konusu olan kişiyle doğal bir ilişki içinde olmalıdır. O insanı çevreleyen atmosfere saygılı olmalı ve portreye, kişinin doğal çevresini de katmalıdır; çünkü insanın da, en az hayvan kadar, bir doğal çevresi vardır. Her şeyden önce poz veren kişinin fotoğraf makinesini ve onu kullanan kişiyi unutması sağlanmalıdır.

India. Baroda. 1948. On the 39th birthday of  the maharajah of Baroda, sugar-balls are distributed to the poor.India. Baroda. 1948.

India. Baroda. 1948.
On the 39th birthday of the maharajah of Baroda, sugar-balls are distributed to the poor.India. Baroda. 1948.

Bir fotoğrafçı kendini makinesiyle rahat hissediyorsa ve makine yapacağı işe uygunsa bu yeterlidir. Fotoğraf makinesinin gündelik kullanımı, diyafram değerleri, çekim hızı ayarları ve benzeri şeyler, tıpkı bir otomobilin vites değişimleri gibi düşünmeden yapılması gereken şeylerdir. Bu işlemlerden her hangi biriyle –en karmaşıklarıyla bile- ilgili ayrıntılara girmek benim işim değil; çünkü bunların hepsi, üreticilerin makine ve portakal rengi deri kılıfıyla birlikte verdikleri kullanım kılavuzlarında, askerce bir kesinlikle anlatılmıştır. Fotoğraf makinesi güzel bir oyuncak olsa da, en azından konuşurken bu aşamanın ötesine geçmeliyiz. Aynı şey, karanlık odada güzel baskılar yapmanın nasılları, nedenleri için de geçerlidir.

SOVIET UNION. Leningrad. Peter and Paul's fortress on the Neva river. 1973.

SOVIET UNION. Leningrad. Peter and Paul’s fortress on the Neva river. 1973.


Ezra Pound


Coronation of King George VI

Yazıyı beğendiniz mi?

3 Yorum

  1. alev kaplan

    Keyifle okudum.Paylaşım için teşekkürler Ogün..

  2. Deniz ince

    Keyifle sonuna kadar okudum çok güzel paylaşım tebrik ederim sizi

Yorum Yaz